Melâl Misralari

İnnemâ eşkû bessî ve huznî ilallâh «Ben derdimi ve hüznümü ancak Allah Teâlâ'ya arzederim» (Yûsuf/86)

zaruri bir mola 04 Ağustos 2013

Filed under: Yürek Heybem — Melâl @ 22:19

merhaba, bir süredir çok aktif olamadım burada..
hem blog hem de pc ile alakalı teknik bazı nedenlerden dolayı bir süre daha buradaki paylaşımlara ara vermek durumundayım. bu ara ne kadar sürer bilemeyeceğim.. belki kısa, belki uzun.. belki de…
her neyse duacım olursanız çok mutlu olacağım…
selam ve sevgi ile…

 

Yakarışlar -6 27 Temmuz 2013

Filed under: Münâcât — Melâl @ 13:32
Tags: ,

yakarışlar 6

 

Yakarışlar – 5 30 Haziran 2013

Filed under: M.Fethullah Gülen,Münâcât — Melâl @ 13:15
Tags:

yakarışlar-5

 

Kalb Hayatı (er-Riâye li hukûkillah) 22 Haziran 2013

Filed under: Kitâbiyat — Melâl @ 15:24
Tags: ,

En nihayet benimde bir ‘Kalb Hayatı’m oldu =)
Nicedir almayı düşündüğüm fakat bir türlü buna muvaffak olamadığım ve merak ettiğim eserlerden biri idi. Almak niyetiyle kitabevine gittiğimde olmadığını görüp üzüldüğüm, alamayacak durumdayken de bulunduğu reyondan bana tatlı tatlı gülümsediğini fark ettiğim ‘Kalb Hayatı’ım… =)

İnşaAllah çokça istifade ederim…

Kalb Hayatı

Bu eser, hicrî 165-243 yılları arasında yaşamış tasavvuf büyüklerinden el-Muhâsibî’nin er-Riâye li hukûkillah adlı eserinin tercümesidir. Kalbi ilgilendiren konuların ele alındığı en eski çalışmalardan biri kabul edilen esere Kalb Hayatı ismi verilmiştir. Eserde takvâ, verâ, aldanma, nefsi tanıma, riyâ, ucub, kibir, hased vb. konular derin psikolojik tahliller yapılarak işlenmekte ve amellerin merkezi olan kalb etraflıca incelenmektedir. Ayrıca eserin baş kısmına müellifin kısa bir hâl tercümesi eklenmiş, eserlerinden de söz edilmiştir.

Bir ilmi en güzel ve doğru şekilde öğrenmek için o ilim hakkında erbabınca yazılmış eserleri tetkik etmek en isabetli yoldur. Şüphesiz tasavvuf için de durum böyledir. Bu eser de erbabı tarafından kaleme alınmış klasik bir eserin tercümesidir.

 

Anladığımı sandığım… 28 Mayıs 2013

Filed under: Yürek Heybem — Melâl @ 21:01
Tags: ,

anladığımı sandığım

Tanıdığımı sandığım bir sen vardın içimde… Senden önce tanıdıklarımı unutturacak bir samimiyet vardı yüzünde, belki de cümle tanışıklıklar sende aslına düğümleniyordu.

Zihnimdeki alacakaranlığı dağıtan, kalbimin yara almış kısımlarını mahir bir hekim edasıyla onaran, sızısı ruhumu acıtan yaralarıma esaslı çareler sunan… Hakikat adına duyduklarımı hakikaten yaşayan, her haliyle nümune-i imtisal olan. Sen değil hakikatti sende konuşan.. ve sen anlatmıyordun, bilakis  yaşantındı anlatan..

‘Hareket’ dedin, ‘Fiil’ istedin, ‘Aksiyon’ bekledin..

”Kalk ey yiğit!” dedin sen, sağda solda bu çağrıya icabet edecek yiğitler bekledim ben.. 

 

Dilbeste olduğun aşkın narında yandın da yakmak istedin. Tohumun meyveye durması zaman isterdi bilirdin, sabırla bekledin.. İntizarını bilmem ki inkisara mı çevirdik! Diline pelesenk olan o kutlu günleri hasretiyle yana yakıla anlattın.. o günlerin izdüşümünü taşıdın hayalinde bugüne. Destan dinliyor gibi dinledim ben yine.

Dinledim.. dinlemek hakikati tanımak için yeterli sandım.. Yanıldım!..

 

Gördüğümü sandığım bir ızdırap vardı halinde, iki büklüm olurdun hicabından..Dilin ‘Sohbet-i Canan’ der,  gözlerindeki yaşlar ummanlara inkılab ederdi. Oysa içindeki yangınları o umman bile dindiremezdi. Ağlar ağlatırdın; gözyaşı ete kemiğe bürünecek olsa ihtimal ki senin bedeninde karar kılardı. Gülümseyişin ne kadar da azdı.. öyle ya dert insanı az güler çok ağlardı.

Izdırabı  gözlerinde gördüğümü sandım; heyhat o senin  iliklerine kadar işlemişti… Yanıldım!

 

Anladığımı sandığım bir söz vardı dilinde;  ”Dertsizler!” diyordun.. ”Hallerinden utansınlar, ne yapayım?!”…

”Dertsizler!” O çoğul ekteki bir dertsiz de bendim. Derd’i dert etmeyen, dert’ten bîhaber, halden anlamayan, utanmayan, sıkılmayan..

Ben derdi de dert kelimesinin asıl manasını da muhtemelen ilk senden öğrendim… Öğrendim evet.. ama senin derdinle dertlenemedim!

Seni tanıyan derdinle tanıdı; tanımayanın dertle de bir tanışıklığı olamazdı! Bana ve benim gibilereydi belki o haklı sitemin.. üst üste kaç kez dinledim o sitemi ve  anladığımı sandım.. yine yanıldım!

 

Hissettiğimi sandığım bir duygu vardı gönlünde, ”Dövene elsiz, sövene dilsiz gerek!” sözünü hatırlatırdın her fırsatta. Elsiz olmak, dilsiz olmak ve en nihayet gönülsüz olmak.. kırmamak değil sadece, kırılmamak, darılmamak!.. Bu yol üzre müstakim olmak ve o yolda yorulmamak..

Dile kolaydı, yaşarım sandım, oysa en fazla onda zorlandım.. en acısı da hissiyatımla aldandım.

Tanıdığımı, gördüğümü, anladığımı ve hissettiğimi sandığım bir sen vardın.

Gerçekte ne tanıdığım, ne gördüğüm, ne hissettiğim ve ne de hakikaten anladığım.. hep yanıldım…

 

-Melâl-

 

Gaybın Son Habercisi 26 Mayıs 2013

gaybın son habercisi

 

“O, taayyün-ü evvel’den Ahmed unvanıyla insanlık ufkunun muhaciri;

Mekke’den Muhammed namıyla Medine şehrinin misafiri;

berzahtan Mahmud namıyla livâü’l-hamdin mihmandarı

ve bütün esmâ-yı şerifesiyle Cennet ve Cemalullah’ın perdedarı,

ruhânî âlemlerin feyz kaynağı ve cismâniyet âleminin de asıl cevheriydi.”

***

 

Ve Gaybın Son Habercisi

 

Benim bana yaptığım

Filed under: G/öze takılanlar — Melâl @ 22:31
Tags: ,

benim bana yaptığım

 

“Âlemin bana yaptığı ne kadar çok olursa olsun, 

benim bana yaptığım hepsinden fazladır.”

 

Oscar Wilde

 

 
%d blogcu bunu beğendi: