Melâl Mısraları

İnnemâ eşkû bessî ve huznî ilallâh «Ben derdimi ve hüznümü ancak Allah Teâlâ'ya arzederim» (Yûsuf/86)

Biliyorum… 30 Ocak 2016

biliyorum

.

Biliyorum biriktiriyorsun. Başını dayadığın buhar kaplı gurbet camlarında belirginleşiyor hasret kırışıklıkları. Gözün, bir hayalin gölgesine ilişip, kırk masal dağını, kırk nehirden aşarak uzaklara dalıyor. Hasret biriktiriyorsun, gizlemeye çalıştığın iç çekişlerinden belli 

Yoruyor seni bu yangın yerinin biçareleri. Yoruyor ve ruhunu kavuruyor adeta. O zaman kırk kat daha ağırlaşıyor taşıdığın yük. Hem biliyorum, sevda yüklerin en sıkletlisi. Kuşandığın dava ancak böylesi bir sevdaya yakışır. Diriliş Erinin şikayet ettiği nerede görülmüş!

Meşakkat, ne gâm! Yokluk da neyin nesi!

Ama gidişler yok mu, her gidişinle kalandan bir parça koparıp alan gidişler! Kolay kapanmayacak yaralarla çepeçevre sarmalıyorlar ruhu. Bilen bilir, gidene ‘kal’ denilmez bu sahilsiz ummanda. Zira bilinir ki, her gidiş mutlak bir vuslat içindir. Dikkat buyurun, ‘vuslat’ diyorum, ‘dönüş’ değil. Dönmek için gidilmez bu mefkurede. Çünkü, gidilse de, gidilmese de, dönülecek yer bellidir yetimler için. Onlar, hakiki kucağın sevdasıyla yanıp tutuşurken, vatan nedir, sıla neresidir çok bilmez ve dert etmezler.

Ama yine de çekilir hasret. Mesafenin uzunluğu, gurbetin koyuluğu hüzün verir ama umutsuz etmez gideni de kalanı da. Özlemesi de güzeldir bu sevdanın, beklemesi de… Ve diz çöküp o nurdan dergâha, avuçların duadan yonca yonca haykırıyorsun:

Biz, gömleği yırtıklar; başımız hep önde, yüreklerde derin soluma. Bir içli hayale yakmışız ufuktan gemileri.

Biz, bağrı çizikler; dillerde aynı vird, vuslatın buğusuyla tütsülemişiz hayalleri.

Biz, yüreği yanıklar; kadim bir ırmağın kıyısında ayak izlerimiz, hasretimiz sevdamız kadar şişirir yelkenleri.

Ve biz, karasevdalılar; bir öksüze vurgun Atlantis’in yetimleri… Sevdamız hasretimizden büyük muhakkak ama özlüyoruz yalan yok. Bu yüzden her şafak vakti göz pınarlarımız karışıyor bu sevda ummanına.

Ufuklarımıza çöken karanlık, ruhlarımızı nefessiz bırakan hafakanlar, fıtratın o eşsiz diliyle bir çağrı aslında. Bir davet doğman için gönüllere. Bu bunalım çağına bir dolunay gibi doğman için dönüş yakarışlarımız. Biliyoruz ki, ancak bölük pörçük, liyakatsiz fısıltılarımız ancak yumuşatır bu sert rüzgârları. O rüzgârlar ki, senin kokunu taşıyan bir melteme dönüşebilirler.

Gittiği yollara dikili gözlerin hep bir hüzün bulutuna mesken. Umudu ezberletenlerin dönüşüne dair ümit beslemek hamhayalcilik olmaz sanırım. Ki biliyorsun, her şafakta onu arıyor, her kervanda onu soruyorsun. Şunu da söylemek lazım; senin bu yapayalnızlığın, inkisarın acizliğinden değil elbette. Kem ruhların kabarıp kudurmaları da, bu yolun yetimlerini zerre kadar sarsmaz.

Ama özlüyorsun işte. Ve dua dilenerek O’nun kapısında.

Riyânın, şöhretin, makamın, menfaatin, üç kuruşluk çıkarın, mansıbın ümitlerimize zift sürmek istediği günlerden geçiyoruz. Hayatı dünyadan ibaret görenlerin, derdi dünya olanların dünya kadar derdini de sırtlamanın verdiği eziyetle hem de. Şu kara günlerde, ağzının diriltici iksirine muhtaç gönülleri daha fazla bekletmesin istiyorsun!..

Nasıl yakarmıştı vatan şairi?

“Allah için ey Nebi-yi Mâsum!

Bizleri bırakma böyle mazlum!”

Söyle şimdi:

Sevilen özlenmez mi; özlenen beklenmez mi?

M.Nedim Hazar
 

Tevazu ve Mahviyet 14 Ocak 2016

Filed under: G/öze takılanlar — Melâl @ 15:54
Tags: ,

TOIsaIo8

.

*Hazreti Ali (kerremallahu vechehû) efendimizin,

el-Kulûbü’d-Dâria’da da yer alan Kaside-i Mecdiyye’sindeki şu sözleri kendisine nasıl baktığını,

tevazu ve mahviyetini çok güzel yansıtmaktadır:

.

إِلَـهِي لَئِنْ لَمْ تَعْفُ عَنْ غَيْرِ مُـحْسِنٍ

فَمَنْ لِمُسِيءٍ فِي الْـهَوَى يَتَمَتَّعُ

.

“Allahım, şayet Sen ihsan ehlinden başkasını affetmeyeceksen,

(benim gibi) nefsinin isteklerine dalmış düşe kalka yürüyen günahkarlara kim merhamet edecek,

onların yüzlerini kim güldürecek!..”

 

Virdi olmayanın varidâtı da olmaz!

Filed under: M.Fethullah Gülen — Melâl @ 15:46
Tags: , ,

4445005035_28ab08121b

.

*O virdiniz ise, O’nunla alakalı vâridâtınız da sağanak sağanak olur.

Virdi olmayanın varidâtı da olmaz; onun kalbi katı, duyguları hissiz,

kendi de Allah’la münasebeti açısından hareketsizdir.

*Günümüzün dökülen insanlarının dökülmelerinin en büyük sâiki,

Rabbimizle münasebet açısından boş olmaları, atâlet yaşamalarıdır.

Fizikî cisimler gibi atâlet içinde sağa sola savruluyorlar;

bir gün orada, bir gün burada; bir gün başka türlü, öbür gün başka türlü;

bir gün bir türlü beyan, diğer gün başka türlü beyan;

bir gün bir türlü strateji, öbür gün onu yıkan başka türlü strateji…

Oysa aktif olmak, aktif olma yolunda bulunmak lazım ki insan çizgisini koruyabilsin.

Bamteli: Yüce Ruhlar Tevâzuyla Yükseldiler!..

 

Dua ile geçti!

Filed under: Şiir - Berceste — Melâl @ 15:32
Tags: , ,

_fYFPtFh

.

دل گفت : وصالش بدعا باز توان یافت
عمریست که عمرم همه در کار دعا رفت

 .

Gönül dedi:

Kavuşmayı dua ile tekrar bulursun
Bir ömürdür ömrüm sadece dua ile geçti!

.

Hafız-ı Şirazi

 

Söylediğinden habersiz olan bir kalbin duası 22 Kasım 2015

Filed under: Hadîs-î Şerîf,M.Fethullah Gülen — Melâl @ 15:31
Tags: ,

fall-autumn-branches-leaves

.

*Dua etmek isteyen bir insanın, huzur-u ilâhîde bulunuyor olma şuuruyla ellerini kaldırması, ağzından çıkan kelimeleri şuurluca telaffuz etmesi ve lağv u lehvden uzak durması çok önemlidir. Zira Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde,

إِنَّ اللهَ لَا يَقْبَلُ دُعَاءً مِنْ قَلْبٍ غَافِلٍ لَاهٍ

“Allah, ne dediğini bilmeyen, söylediğinden habersiz olan bir kalbin duasını kabul etmez.” buyurmak suretiyle, gaflet hâlinde ve şuursuzca yapılan duaların Cenâb-ı Hak katında makbul olmadığı uyarısında bulunmuştu.

.

491. Nağme’den

 

Şeb-i hicrânı çek…

Filed under: G/öze takılanlar — Melâl @ 15:30
Tags: , ,

B4J4R1_CYAA0dk2

Şeb-i hicrânı çek, vuslat sabâhın bekle de ey dil!

Ne gün akşam olur da şeb gidip vakt-i seher gelmez?

.

Osman Hulusî Efendi

 

Yüce bir gaye-i hayale bağlanmalı

Filed under: M.Fethullah Gülen — Melâl @ 15:13
Tags: , ,

b3ymWr8S

.

*İnsan yüce bir gaye-i hayale bağlanmalı; yüksek hedeflerin peşinden koşmalı ve himmetini hep âli tutmalıdır. Öyle ki, mefkûre muhacirleri bir anda dünyanın çehresini değiştirebilecek kadar yüksek gaye-i hayaller peşinde olmalıdırlar. Zira himmetler âli ise, davranışlarla ona yetişilemediği durumlarda bile Allah, niyetlerle o boşluğu doldurur ve kişiyi hayalinde kurguladığı hedefe göre mükâfatlandırır. Yani insan, realize edilemeyen güzel niyetlerinin bile sevabını alır.

*Hakk’ı anlatmak ve i’lâ-yı kelimetullah mülahazası içinde yaşamak gibi bir mefkûre ve gâye-i hayal, insanın kendi benliğinden uzaklaşması ve bencilliğinden kurtulması için de çok önemlidir. Çünkü insan, bir gâyeyi bütün varlığıyla sahiplenirse, artık hareket, tavır ve davranışlarını o gâye istikametinde değerlendirmeye çalışır. Üstad Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder “Gâye-i hayâl olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.” Demek ki, benlikten tecerrüt etmenin, her şeyi bencilliğe bağlamaktan kurtulmanın yolu, O’na bağlanmak ve her şeyi O’nunla alakalı bir hususa bağlamaktır.

Allah ve Rasûlü için hicret edenler, gittikleri yerde mutlaka Rabbimizin rızasını ve Efendimiz’in hoşnutluğunu bulurlar!..

*İmam Buhari Hazretleri’nin Sahih’inde ilk hadis şu mübarek beyandır:

إِنَّمَا اْلاَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ وَ مَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ

 

“Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir ve kişinin niyeti neyse, karşılık olarak onu bulur. Dolayısıyla kimin hicreti, Allah ve Rasûlü’nün rızasını kazanma istikametindeyse, onun hicreti Allah ve Rasûlü’ne olmuş demektir. Yine kim nâil olacağı bir dünyalık veya nikâhlanacağı bir kadına ulaşma uğruna hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye olmuştur (orada onu bulur).”

Bamteli: Ey İnsan!..

 

 
%d blogcu bunu beğendi: